Home   ::   Send E-Mail   ::   Türkçe
Aksiyon - Çalgıların Sultanı Ud
Aksiyon - Çalgıların Sultanı Ud



En eski Türk çalgılarından ud, ilk kez uluslararası bir festivalle gündemde. 3 kıtadan İstanbul’a gelen udiler tellerinden dökülen müziği Aksiyon’a anlattı. Geçen hafta saltanatın öte ucu Sarayburnu Sepetçiler Kasrı’ndan Hüseyni, Hüzzam, Rast makamlarından taksimler yükseldi. Genci, yaşlısı Kanadalı, Mısırlısı gözü kulağı sahnede tek bir şey için toplanmıştı: Ud. Iraklı Naseer Shamma çıkıyor, neşenin acıyla kaynaştığı Ortadoğu coğrafyasını anlatıyordu. Haig Yazdjian Ermeni kökleri kadar Yunanlı tarafını vurgularken âdeta dünyanın müziğini yapıyordu. Necati Çelik, telleriyle felsefe icra ediyor, Yorgo Bacanos’un ajitesine göz kırpıyordu. Türk mirasının en köklü çalgılarından uda, yine bu topraklardan çıkan usta bir isme ithafla, I. Uluslararası Yorgo Bacanos Ud Festivali’nde iade-i itibar yapıldı. Peki, neydi bu enstrümanı beynelmilel bir organizasyonun baş konuğu yapan? Her dilde farklı isimlerle anılsa da kıtalara nüfuz etmiş, her coğrafyanın müzik mirasında hep kıymet görmüş bir çalgıdan söz ediyoruz. İsminden ötürü, tüm dünyada Araplara ait zannedilen, ağaç anlamına gelen udun geçmişi M.Ö. 8. Yüzyıla ve Batı Türkistan’a uzanıyor. Atası kopuz. Zamanla dönüşmüş, sekli değişmiş. 7. asırda Bağdat işgali sırasında Araplar bu çalgıyı alır ve küçümseyerek ona ud (odun) adını verir. Ud, Türkiye’de ilk kez büyük bir etkinlikle hatırlansa da bugüne dek başka ülkelerde hakkında festivaller yapılmış, eğitimi için enstitüler kurulmuş, konservatuarlarda özel sınıflar açılmış. Biz de farklı ülkelerden bu kadar udiyi bulmuşken, tellerinden çıkan duyguyu sorduk. Ud için farklı ekollerden bahsetmek mümkün. Arabistan’dan Beşir Ekolü, Türkiye’den Yorgo Bacanos ve Cinuçen Tanrıkorur en bilinen okullar arasında. Selanikli udi ve müzik araştırmacısı Kyriakos Kalaitzidis, ekoller arasında bir üstünlüğün olmadığını düşünüyor. Farklılığı meydana getiren hocaların tercihleri aslında. Udun müzikal etkileri Balkanlara kadar uzanıyor. Daha batıya uzandığımızda ise bu ilgi azalmıyor. Belçikalı Tristan Driessens’in yıllardır süren yolculuğu bunun kanıtı. Asıl enstrümanı gitardır ama araştırmalarında karsılaştığı udu eline aldığında fikri değişir. Udun melodi dünyasında tüm dünya müziklerinin repertuarı mevcuttur. Driessens, Kahire ve Girit’te yasar. Naseer Shamma’dan dersler alır. Udla en iyi makamı bulmaktır hayali. Daha sonra ünlü udiler Yurdal Tokcan ve baba gibi gördüğü Necati Çelik’le yolları kesişir. İstanbul’a gelir. Aradığını bulmuştur. Simdi en iyi ud ekolünün Türk musikisinden çıktığına inanıyor.
Driessens, udla Belçika ve Avrupa halk müziğini icra ediyor. Bu yönde besteler yapıyor. Üniversite’de dersler veriyor. Amacı tekniğini çok derin gördüğü ud taksimlerini en iyi şekilde icra etmek. Ud festivalinde “Cinuçen Tanrıkorur Müziğinde Yorgo Bacanos izleri” baslıklı panelde konuşan Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Müdürü Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar, Tanrıkorur’un öğrencilerinden. 169 bestesi var. Uddan önce gitar, mandolin, flüt denemiş, hepsini yarıda bırakmış. Hakkında hiç fikir sahibi olmadığı udu bir müzik mağazasında görür. Eline alıp tellerine dokunduğunda “İste benim enstrümanım!” der. O günden sonra elinden düşürmez. Kaçar, Türk geleneğindeki söz söyleme sanatında, ud gibi, çalınırken şarkı söylenebilen çalgıların değerli olduğundan bahsediyor. Osmanlı’nın ihtişamlı döneminde tambur ve neyin saraya girmesiyle gözden düşer ud. Ta ki, 19. Yüzyılın ortalarına dek. Fakat geri dönüsünde, Cumhuriyetle birlikte gelen Batılılaşma hareketleri udun eski parlak günlerine dönmesine engeldir. Festivalin genel sanat yönetmeni usta udi Necati Çelik bir örnekle açıklıyor değişimi. Hollanda’nın KRO Radyosu, 70’li yılların usta solisti Bekir Sıtkı Sezgin’i konser vermesi için davet eder. Fakat Kültür Bakanlığı’nın cevabı, “Biz Türk müziğini yurt dışında tek sesli olarak tanıtmak istemiyoruz. Beraberinde piyanist yollayalım” olur. Hollandalılar ise klasik batı müziği icracılarıyla ilgilenmediklerini söyler. Türk müziği uzun yıllar, devletin kültür politikalarından uzak tutulur. Büyük kavgalar verilse de Batı müziği konservatuarlarının sayısı bugün 32’ye çıkmışken, Türk müziği eğitimi veren üniversite sayısı 4’te kalmıştır. Gülçin Hoca da Batı müziği eğitimi alır. Musikiyle ilgilenmek ister; fakat hocaları her seferinde iki müziği aynı anda yapamayacağını, Batı müziğine alışırsa Türk müziğinin makamlarını çıkaramayacağını ifade eder. Ancak Cinuçen Tanrıkorur’la derse başlamasıyla gerçeğin bu yönde olmadığını anlar. Konservatuar hocalarının iddialarının asılsızlığını kanıtlamak için ilk konserini Tanrıkorur’la verir. Önce yan flütüyle Bach’tan Vivaldi’den sonra uduyla Tamburi Cemil Bey, Şerif Targan’dan eserler icra eder.

Azerbaycan’da da ud ülke mirasının bir parçasıydı zamanında. Öyle ki, Şirazi, Nesimi ve Fuzuli’nin şiirlerinde adı geçiyor. Fakat kominizim esareti döneminde ülkede tüm millî çalgılar evlerden zorla alınıp yasaklanır. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra tekrar serbest kalır. Ud, Azeri kültürüne geri döner; ama biraz yabancılaşarak. Daha çok mugam (makam) sanatı içerisinde kullanılan çalgı bugün küllerinden yeniden doğuyor âdeta. Azerbaycan Devlet Konservatuarı’nda Yard. Doç. Dr. Arif Azertürk, devlet konservatuarında ud sınıfını açtığı için heyecanlı. Öğrencileri enstrümanlarını değiştirip bu sınıfa geçmek istiyor. Azerbaycan’da yeni neslin henüz keşfettiği ud, Arap ülkelerinde ise hayli popüler. Okullarda, enstitülerde yetişen udiler bu ekolü dünyaya yaymakta atik davranıyor. Belçikalı müzikolog Driessens, ülkelerinde yasayan Türk azınlığın nüfusça kalabalık olmasına rağmen müziklerinin Araplarınki kadar bilinmediğinden söz ediyor. ‘Ud sefiri’ diye anılan dünyaca ünlü Iraklı Naseer Shamma’nın anlattıklarına bakılırsa, Mısır’da bu sanatın yaygınlaşması için özel politikalar uygulanmış. 4000 yıllık tarihe dayanan ud icrası, Irak, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas’ta geleneksel kültürün parçası. Shamma’nın Kahire’de ‘Arap Ud Merkezi’ adında bir okulu var. Mezun örgencileri üniversitelerde ders vermeye başlamış. Shamma kendini bu enstrümanın yaygınlaşmasına adamış durumda. Davudi sesli ud, 3,5 oktavla çalgılar arasında en geniş ses aralığına sahip. Dünyada tarihi bilinen en eski müzik aletlerinden. Batılıların şimdilerde yol aldığı ‘müzikle tedavi yöntemi’nde eski Türklerin vazgeçilmez melodi kaynağıydı. Anadolu’dan bu yana beraber yasadığımız Yunanlılar için de ud özel bir yerde duruyor. Makedonya, Trakya, Midilli, Girit’te imparatorluk zamanı kalabalık Türk nüfus sebebiyle ud iyi bilinir. Lakin II. Dünya Savası sonrası tıpkı komsuları gibi onlar da modernleşme hareketlerinden nasibini alır. Geleneksel sanatlar rafa kalkar. Bu sebeple günümüz Yunanistan’ında ud ustaları yetişmez. Günümüzde Yunanistan’da bu sanata ilgi giderek artıyor. Popülaritesi ‘Yunan bağlaması’ buzukiye yaklaşmasa da bu çalgı popüler müzikte yaygın kullanılıyor. Festivale Selanik’ten katılan, müzisyen Kyriakos Kalaitzidis’in udla ilişkisi çok derin. Onu diğer çalgılardan ayıran özelliğini sorduğumuzda bir bebek gibi kucaklayarak, bedenin bir parçası haline geldiğini, kalbe dokunduğunu söylüyor. Kalaitzidis, eski kayıtlardan Yorgo Bacanos, Manol Usta, Munir Bashir ve Türkiye’den İhsan Özgen’den icrayı öğrenmiş. Türk müziği bestecisi Erol Deran’dan esinlenmiş. Asıl ilham kaynağı Bizans Kilise müziği. Kalaitzidis’in yayımlanan 96 ud metodu var. Ülkemizde ud eğitimine ve yaygınlaşmasına gönül vermiş Cinuçen Tanrıkorur’un öğrencilerinden Necati Çelik, yıllarca görmezden gelinen enstrümanın Konya’da nasıl sevildiğine dikkat çekiyor. Anlattığına göre, tamirciden çobana, farklı meslek grupları bu çalgıyla ilgileniyor. Pek çok evin duvarında ud asılı. Günümüzün en yetenekli udilerinden kabul edilen Çelik de 15 yasına kadar bağlama çalar; ama udla tanıştıktan sonra büyüsünden kurtulamaz. Metotlara pek aldırmıyor. Bacanos gibi elini çok hızlı kullanıyor. Üç farklı ud stilini birden icra etmesi onu musiki dünyasında ayrı bir yere koyuyor. Uluslararası festivallerin ana fikrini oluşturabilmesi, udu diğer enstrümanlardan ayırıyor. Sedası, bir insandan çıkan tüm duyguları hissettiriyor. Bu sebeple farklı coğrafyalarda karşılık bulabiliyor. Şimdiden Belçika’nın nadide ud hocalarından sayılan Driessens, bu mistik aleti çalarken âdeta bir meditasyon yapıyor. Udun ona verdiği en büyük armağan dinginlik. Azeri Arif Azertürk’ün sazı, tarihi, hüznü, sevgiyi, barısı, en çok da askı anlatıyor. Kutsal bir enstrüman olarak gördüğü udun başkenti İstanbul, ona göre.

SUBSCRIBE TO NEWSLETTER
E-mail address
 
OUD FESTIVAL IN MEDIA