KONUŞMA METNİ:
XV. YÜZYILIN SONUNA KADAR YAZILMIŞ TÜRK MUSİKİSİ EDVARLARINDA UD
İlk dönemden itibaren başta Türk, Acem, Arap, Yunan kültürlerinde müzik icralarında kullanılan Ud sazı farklı büyüklük, icra, akord ve kullanılış biçimiyle günümüze kadar gelerek tekamül etmiştir.
UD'UN OLUŞUMU
Kindî, Fârâbî, İbn Sina, Safiyüddin, Abdülkadir Merâgî ve oğlu Abdülaziz bin Abdülkadir Merâgî mûsikî ilmi ve sanatı üzerine vücuda getirdikleri yazma eserlerinde ud sazım hem mûsikî nazariyatı hem de icrası için kullanmışlardır. Bu eserlerde eski bilginler udun oluşumunu efsanevî dille ittifak halinde şöyle anlatmışlardır:
"Âdem'den sonra Şît'in de güzel sesi vardı. Lamek bin Kabil bin Âdem aleyhi's-selâm udu icâd etmiştir.Çok uzun yaşamış olan Lamek'inelli hanımı olmasına rağmen çocuğu olmuyordu. Ömrünün son zamanları iki kız çocuğu dünyaya geldi. Birinin adım Salâ, diğerinin adını ise Bam koydu. Ölmeden önce bir de oğlu oldu ama beş yaşındayken öldü. Lamek onun için hiç kimsenin ağlamadığı kadar ağlayıp sızladı. Ağlaması, Sanki Âdem aleyhi's-selâmıncennetten çıkarıldığındaki ağlaması kadardı. Sonra Lamek oğlunun cesedini her zaman gözünün önünde kalması için onu ağaca astı. Zamanla et ve kemikleri diz, bacak ve parmaklara kadar birbirinden ayrılıp yere düştüler. Asılan ağaçtan bir parça alarak onu oğlu olarak tasavvur etti ve atının kıllarım tel şeklinde ona bağladı. Bunlara parmağıyla dokunup ağlamaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar ağıtlar yakıp yas tuttu." Dolayısıyla udun oluşumu mûsikî edvarlarında bu olaya dayandırılmaktadır. Diğer taraftan bazı müzikologlar Udun Nuh (A.S.) tarafından icad edildiğini rivayet etmektedirler...
İlk olarak İslam filozofu El-Kindî, daha sonraları Fârâbî, İbn-i Sînâ, Safhüddin. Kutbuddin Şirazî, Abdülkadir Merâgî ve Abdülaziz bin Abdülkadir Merâgî gibi musiki alimlerinin risaleleri ve edvarlarında Ud'un akordu, yapısı ve icrası üzerine ilk bilgilere rastlamaktayız. İhvan-ı Safa ve Farabi nin ifadelerine göre ud sazı insan gırtlağından sonraen mükemmel ve meşhur müzik aletidir.
Mûsikî sanatının icracıları nağmelerin başka nağmelerle mukayesesini göstermede ne kadar sanat ehli olsa da nağmelerin ardı ardına işitilip, eklenmesi bir musikişinas için zor bir maharettir. Bu sebeple nağmelerin mukayesesi, birlikte işitilmesi, ses sanatkârına refakat etmesi ve kolay icra edebilmesi için mûsiki icracıları müzik âletlerini icâd etmişlerdir. XV.asrın sonuna kadar yazılmış mûsikî edvarlarında tespit ettiğimiz kadarıyla udun en önemli yönü nazariyat sazı olmasıdır.
ESKİ UDDA PERDELERİN TAKSİMİ

Perde dediğimiz nağmelerin yerini tespit etmek için telli sazlar, bunların başında da ud kullanılmıştır. Bu dönemde günümüzdeki rast perdesinden başlayıp tiz gerdaniye perdesine kadar elde edilen uddaki sesler, Safiyüddin'in ortaya çıkardığı onyedili perde sisteminde ebced cetveli kullanılarak şu şekliyle oluşmuştur:
Bu dönemde eski ud olarak bilinen ud-i kadim dört tellidir. Telleri üstten alta doğru 1. Tel bam. 2. Tel mesles, 3. Tel mesna ve 4. Tel zir olarak isimlendirilir. Buradaki udun klavyesi günümüz ud metodlarında kolon denilen destan ya da diğer isimle perdelerden oluşur. Bam teli açık eski tabirle mutlak olarak rast perdesi dediğimiz A nağmesini verir. Bugün 1. Kolon, 2. Kolon şeklinde sıraladığımız bu perdelere sırasıyla B-zaid, C-mücenneb-i sebbabe. D-sebbabe, h-kadim vusta, V-zelzel vusta, Z-bınsır ve H-hınsır denir. Burada B-C 1. Pozisyonda 1. Kolon baskıları, D 2. Pozisyonda 1. Parmak baskısı, h-V orta parmak, Z yüzük parmağı H serçe parmağı baskılarıdır. H serçe parmağı baskısı çargah nağmesi aynı zamanda üstten ikinci tel olan meslesin mutlak yani açık tel sesidir. Aynıpozisyonlar mesles telinde uygulandığında meslesin serçe parmak baskısı da Acem Yh nağmesini verir ki bu da mesnâ telinin açık-mutlak nağmesidir. Mesna telinde de aynıuygulama gerçekleştirildiğinde 7. ses olan serçe parmağı baskısı sünbüle KB nağmesini verir ki bu da zir telinin açık-mutlak nağmesidir. Buradan beş telli ud olan Ud-i kamil'in üstten beşinci teli olan hadd telinin mutlak-açık teli de KT tiz bayati nağmesi olur ki bu da üst tel olan zir telinin serçe parmak baskısıdır.
Bu dönemde kullanılan dört telli ud-i kadim ve beş telli ud-i kâmil'in baskılan bu şekilde olmaktadır. Buradan teller arasındaki ses aralığının dörtlü aralık oranında yani üst teldeki nağmenin bir alt teldeki nağmeye oranının 4/3 olduğu aşikârdır. Safiyüddin'e göre, beş telli olan Ud-ı kâmili Zeryab ismiyle bilinen Bağdatlımusikişinas IX. yüzyılda icad etmiştir ve beşinci tele "hadd" ismini vermiştir. Abdülkadir Meragi ve Abdülaziz bin Abdülkadir Meragî'ye göre ise Fârâbî icâd etmiştir.
XV. asırda Fatih Sultan Mehmed'in "Cemaat-i mutriban" isimli saray musikişinas topluluğundaki Lâdik'li Mehmed Çelebi Risâletü'l-fethiyye adlı eserinde Ud-i kâdim'in dört telini dört karışım ve dört unsurla şöyle ilişkilendirmiştir:
Bam Teli-Toprak, kuru, soğuk, kara safra
Mesles Teli-Su, soğuk, nem, sıvı, balgamî
Mesnâ Teli-Hava, sıcak, nem, kan
Zîr Teli- Ateş, Safra, kuru. sıcak
UDUN AKORDU
Tellerin belirli veya farklı bir oranda birbiri arasında uyumunun sağlanmasına akord denilmektedir. Eski musikişinaslar buna "şed" ismini vermiştir. Tellerin hepsi belirli bir oranda akord edilirse "muntazam akord", birbiri arasında farklı oranda akord edilirse "gayri muntazam" akord denir. XV. Asrın sonuna kadar icracılar arasında muntazam akorda "alışılmış"akord, gayri muntazam akorda "alışılmamış" akord da denilmektedir. Gayri muntazam akord biçiminde enstrüman çalan sazında ne kadar mahir olsa da alışmadığı bir akord biçimi olduğu için icrasında nağmelerin düzgün olması ve kulağa hoş gelmesi mümkün olmayacaktır.
Bu dönemde alışılmış akord iki biçimde kullanılmaktadır. Birincisi, eskilerin daire ya da devir dediği sesleri belirli olan makamın ana perdelerine tellerin mutlak yani açık seslerinin akord edilmesidir. Anlaşılması için günümüzdeki buna rast makamıyla örnek verecek olursak, tellerin rast. dügah, çargah, hüseyni, gerdaniye olması gibi aradaki perdelerde bir parmak baskısıyla icra edilir. Udun ses aralığı bir oktav olur. Ayrıca burada hangi makamın akordu yapılmışsa, o akorda makamın ismi verilir ve şeddi denir. Misal olarak rast şeddi, uşşak şeddi gibi.
İkincisi. Tellerin hepsinin bir oranda yani dörtlü, beşli, sekizli, ikili, üçlü ses aralıklarıyla akord edilmesidir. Günümüzdeki gibi XV. asrın sonuna kadar tespit ettiğimiz kadarıyla ud telleri üstten alt tellere dörtlü aralık yani 4/3 oranında akord edilmiştir. Bahsettiğimiz bu akord biçimleri alışılmış ya da bilinen akord olarak kabul edilir.
Son akord biçiminde ise ud tellerinin birbiri arasındaki ses aralıkları farklı biçimlerde, yani iki tel arasında ikili, diğer iki tel üçlü, diğer iki tel beşli, diğer iki tel dörtlü gibi çok farklı kombinasyonlar üretilerek akord yapılmıştır. Bu münasebetle bu akord biçimine alışılmamış ya da bilinmeyen akord denilmiştir. Abdülaziz bin Abdülkadir Meragi, bu akord biçiminde icranın sazende sazında ne kadar mahir olursa olsun pek mümkün olmayacağını zikretmektedir.
UDDA TERCİAT-OKTAV ÇALIŞMALARI
XV. asırda özellikle Meragî ve oğlu Abdülaziz'in eserlerinde terci konusuna değinilmiştir. İcracıların kullandığı terim olarak tercî', telli saz icracılarının bir tel üzerinde birnağmenin sesini mızrapla çıkartırken, diğer bir taraftan aynı nağmenin benzerini (oktavını) açık-mutlak telden çıkarmaktır. Burada nağmeyi çıkarmak için parmak baskısı yapılan tele"sâyir" denir. Bu nağmelerin seyir yapması anlamındadır. Sâyir telinde parmak baskısıyla çıkan nağmenin benzerinin ( yani oktavının) (muhayyer-dügah gibi) çıktığı mutlak tele "râci" denir. Nağmenin aynı sesle dönüşü anlamındadır. İcranın monoton, sıkıcı olmasını engellemek için terci'nin yapılmasını icracılar gerekli görmektedir. Tercî'ât pek çok çeşitte yapılmaktadır. Bunlar vuruş sayısı ve mızrabın inici ya da yükselen olmasına göre değişebilir.
Tercî'ât, yani oktav çalışmaları yapılırken mızrap farklı vuruşlar yapmaktadır. Mızrap her bir notaya yani dörtlük notaya bir vuruş yapıyorsa buna "Ma'dûd", eğer bir vuruşluk notayı sekizlik notalar şeklinde yarım-yarım icra ediyorsa bu vuruş şekline "Muzaaf", bir vuruşluk notayı onaltılık notalar halinde çeyrek vuruşlar yaparak icra ediyorsa buna da "Harf denir.
UD ÇEŞİTLERİ
Mızrap kullanılarak çalman perdesiz telli sazlara Merâgî dönemindeki eski mûsikî
nazariyatçıları genel olarak "Ud" ismi vermiştir. Ud sazının "Şabbut" adındaki bir balığın
şekline benzemesi sebebiyle eskiler tarafından bu saza "Udu şabbut" da denmiştir.
Ûd-i kadîm: Dört tel bağlanır ve bundan daha önce bahsedilmiştir.
Ûd-i kâmil: Beş telli olup bundan da daha önce bahsedilmiştir.
Tarabü'l-feth: Çiftli olarak altı tel bağlanan bir sazdır. Tellerinin bağlanması ve icrası ûd-i kâmil gibidir. Altıncı tel sazendenin isteğine göre akord edilir.
Şeştây: Üç çeşittir.
Birincisi, armut şeklinde olup teknesi ud teknesine benzer. Altı telli olup teller bazen çiftli bağlanır. Altı tel çiftli bağlandığında üç telli olarak icra yapılır. Bazı icracılar bunun sapına perdeler bağlarlar.
İkincisi, Teknesi ud teknesi gibidir fakat sapı ud sapından daha uzundur. Telleri çiftli bağlanıp birinci çeşit şeştây gibidir.
Şeştây'ın üçüncü şekli, ud gibi olup, üst tarafına kısa teller bağlanır. Terciattaki oktav sesleri bu kısa tellerden elde edilir. Tellerin akordu mutlak tellerin oranına göre olur. Bu saza otuz tel bağlanıp, çiftli olarak on beş telli yerine geçer. XV. Asırda Anadolu'daki enstrüman icracılarıbu sazı çok kullanırdı.
Tarabrûd: Şeştây'a benzer bir sazdır fakat iki taraftan da (üst ve alt) teller bağlanır. Her bir tarafa otuz tel bağlanarak böylelikle iki tarafa altmış tel bağlanmış olur. Tellerin üst tarafına kısa teller bağlanıp onların akordları alt tellerdeki perdelere basılarak kısa açık teldeki e benzeriyle ayarlanır. Bu nağmeler beraber işitilir.
Tuhfetu'I-ûd: Ud gibidir. Telleri de ud telleri olup udun yarı boyutundadır.
Şehrûd: Büyüklüğü udun iki katıdır. Bu sazın akordu normal uddan bir oktav daha ir. Bas sesler gayet güzel çıkar.
SAZENDE VE HANENDE AHLAKI
Son olarak XV. asrın sonuna kadar yazılmış olarak musiki edvarlarında zikredilensazende ve hanende ahlakından bahsetmek istiyorum. Özellikle Abdülkadir Meragi ve oğlu İülaziz iyi bir sazende ve hanendenin nasıl bir ahlaka sahip olması gerektiğini maddelerhalinde şöyle anlatır: